ice berg

ice berg Türkcə 12-12-2024, 01:55

geç kaldım mı?

geç kaldım mı?
Sanki her şey için çok geç kalmıştım. Kulaklarım uğulduyor başım dönüyordu. Saat çoktan gece yarısını geçmişti. Bu saatten sonra rüyalarıma bile geç kalmıştım. Kahrını ise gün doğduğunda, huzursuzluklar sona erdiğinde, yarasalar benimle konuşmaya başlayınca çekecektim. Her şey için geçti vakit. Ve şimdi son vapur da geçti. Ama ben hâlâ kıyıdayım. Kendimin ve geniş bir karanlığın kıyısında, öylece, bekliyorum; kayboluşuma tanıklık eden tek şeydi bu. Her şeyin sona erdiğini biliyordum, ereceğini, ama yine de bu bitişi kabullenemiyorum.

“zihnin geceye peşkeş çekiyor seni bak. Dinlememeliydin onu. Şimdi küssün geceye. Bu kadar cesur olmazdın belki gece seni kandırmasaydı. İçinden fırlayan ve artık tutamadığın, tutmak istemediğin o diğer yüzün, hatta belki gerçek yüzün gözünü dikmiş bakıyor sana şimdi işte. Nasıl delirmeden devam edeceksin artık? Hem delilik akıllı olmamak mıdır ki?” (Bilgili, 2022, 83)

İçimdeki yarasalarımın sözleri benim sustuklarımdı.

Her şeyden geriye sadece bir pişmanlık yumağı kaldı; çözülemeyen, giderek sıkılaşan bir kördüğüm sanki bu. Kendime dönüp baktığımda, karşımda tanıyamadığım bir yüz var şimdi. Geceyle yapılan gizli bir anlaşmanın ürünü müydüm artık? İçimden fırlayan ve tutamadığım o diğer yüz, alaycı bir şekilde bana bakıyor, gözlerimdeki cesedin kırıntılarını topluyordu.

“nasıl delirmeden devam edeceksin artık?” (Bilgili, 2022, 83)

Gecenin koynuna düşen ay ışığıyla parlıyorum. O ışığa tutunabilirsem belki bir şeyleri geri getirebilirim. O gece, benim sanrılarımdan çalınmış bir ışık gibiydi. Ama ışık da ay da beni kandırıyor, biliyorum. Çarpık ve çirkin parmaklarımı uzattığımda göğe doğru, o şeye, her ne ise o şeye ulaşamadığımın gerçeğini fark ediyorum. Yine de vazgeçemiyorum. Yok oluşun kıyısında ayakta kalmaya çalışmak. Hepsi bu. Yalan. Yalpalıyorum.

Bir adım attım. Geriye mi, ileriye mi emin değilim. Bu hareket bile bir savaştı artık. Gözlerimi kapattım, karanlığın derinliklerine çekilmekten başka çarem kalmamış gibi hissediyordum. Belki de çare buydu. Belki de delilik, akıl almaz bir huzurun ilk adımıydı.

“Gece seni kendine çekiyor,” dedi içimdeki o alaycı ses yine. “Bırak gitsin. Onun içinde kaybolmazsan, zaten çoktan kaybolmuşsundur.”

Işığın bile bir karanlığı vardı ve ben tam da orada, o ince çizgide duruyordum.

"geç kaldım mı?"

Kime, neye?

Son vapur da geçti mi?

Kimden, neyden?

Hayatın kıyısında durduğumuz ve hangi yöne adım atacağımızı bilemediğimiz anlarla karşılaşıyoruz. Karanlık gelir, aydınlık biter. Güneş çekilir, ay parlaklığıyla yapar geceler boyu şovunu. Sonra durur ve bakarız şöyle bir karanlık maziye. Ayın apaçık yansıdığı tüm geçmiş hasarlı yüzeyler. Leylâ’ya ulaşamayan onca mektup, gidip de dönmeyen ölü sesler, usulca yiten umutlar ve unutulmuş tozlu vaatler. Zamanın topraklarına gömüldüler, birer gölge gibi usulca silinip gittiler şimdi. Bir an için her şeyin sıfırlanacağını düşünürüz. Karanlık geceyi, kaybolmuş zamanları bir kenara bırakıp, yeniden başlayabileceğimizi zannederiz. Zannetmek. Ama gerçek, ne kadar yüzleşmesi acı olsa da, bazen tam olarak tamir edilemez. Bazen o gemi bir daha hiç gelmez. Geceyi arzularken, bir türlü içimize çekemediğimiz ışıklar, anlık bir umut kırıntısı gibi gözlerimizin önünde süzülen parıltılar… Ama her şeyin sonunda, ne kadar çaba gösterirsek gösterelim, kaybolmuş olanı geri getiremiyoruz.

"geç kaldım mı?"

Tüm bu karmaşanın ortasında bir duraklama noktasındayız. Kayıplarımızın, içimizdeki yarasalarımızın sesimizle, gölgemizle kavgaları üzerine her şeyin bir anlam taşıması gerektiğini düşündük. Fakat her zaman bir şeyler eksik kalmaya mahkûm. Geçmişin izleriyle yüzleşirken, belki de her şeyin sona erdiğini kabul etmek yerine, kaybolmuşluğu kabullenmeye çalışıyoruz.

İleriye -belki de geriye, bilmiyorum- doğru attığım her adımda, bir parçanın kaybolduğunu, bir yarasamın içimden göğe yükseldiğini hissediyorum. Her adım, beni daha da yakınlaştırıyor kıyıya. Ama geceyi, karanlığın kalbinde durmayı, kaybolmayı ve belki de yeniden bulmayı kabul ediyorum. Çünkü belki de kaybolmuş olmak, bir gün geri dönmenin ilk adımıdır.

Kaynakça: Bilgili, İ. (2022). Leylâ, mektubum eline ulaştı mı? öykü. İthaki Yayınları.

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
342 371 303 291 292 281

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.