Kelebeğin Umudu (17.Bölüm)

Kelebeğin Umudu (17.Bölüm)
Kelebeğin Umudu (17.Bölüm)

17 Umutun Gerçekleri
Zehra
Daha fazla kendime acı çektiremezdim.
Bir an önce kendimi toparlamam lazımdı. Bu kadar çaresiz olamazdım.
"Zehra, ne dedi Umut?"
"Boşanmak için eve kağıt gönderecekmiş. İmzala dedi."
Söylerken bile o kadar zorlanmıştımki bu duruma nasıl alışacaktım.
"Güzel kızım üzülme sakın. Hayırlısı böyleymiş."
Halam sarılmak için yaklaşırken telefonum çalmaya başladı.
"Babam arıyor hala."
"Aç kızım."
Telefonu açarken ses tonumu ayarladım.
"Efendim baba."
"Nasılsın kızım?"
"İyiyim siz nasılsınız baba?"
"İyiyiz kızım. Ama annen seni yalnız bırakmak istemiyor.
Yakında yanına gelecek."
"Çok sevinirim baba. Şimdiden çok özledim sizi."
"Kızım aslında ben çok ani karar verdim. İstersen geri gel."
"Yok baba gelemem. Sen doğru karar verdin.
Hem fikrin neden değişti. Yoksa kağıt geldi mi?"
"Şey kızım evet. Az önce geldi.
Madem ayrılmaya karar verdiniz gel buraya."
"Gelemem baba. Sen kağıtları bir şekilde gönder.
İmzalayınca ben sana gönderirim."
"Tamam kızım nasıl istersen. Halana selam söyle. Kendine iyi bak."
Telefonu kapatınca halam yanıma sokuldu.
"Artık uyu Zehra. Artık çok yoruldun."
Halam odadan çıkınca ışığı kapatıp yatağa uzandım.
Sessizlik ve karanlık sanki dertleri daha çok arttırıyordu.
Yaşadıklarımı düşününce canım çok yanıyordu.
Bu kadar acı çekerken nasıl güçlü görünebilirdim.
Yaşadıklarım sanki bir kabus gibiydi.
Daha dün kapımda sırılsıklam olan adam
şimdi beni sevmediğini söylüyordu.
Birden yataktan doğruldum. Telefonu elime alıp saate baktım.
Gece yarısına az kalmıştı. Rehbere girip onun adını buldum.
Arama tuşuna basıp bekledim.
Çalıyordu ama açmıyordu. Telefonu sinirle fırlatıp attım.
Bir kaç dakika sonra telefona mesaj geldi.
"Bir şey mi oldu?"
"Sence olmadı mı? Hayatımız bir anda değişti."
"Bunu mu diyecektin?"
"Ya bu kadar mı umursamazsın. Gerçekten her şey oyun muydu?"
"Evet."
"Umut, sana inanmıyorum. Ben gözlerinde beni ne kadar sevdiğini gördüm.
Sen o yağmurun altında ıslanan adam değil miydin?
"Zehra gör artık gerçekleri. Ben acımasız bir adamım.
Onlar seni kandırmak içindi."
"Kandırdın zaten bravo bana. İçinde küçükte
olsa bir insan kırıntısı vardır diye mesaj attım ama yanılmışım.
Mümkünse bir daha yüzünü bile görmek istemiyorum."
Umut
"Merak etme görmeyeceksin.
Davanın erken olması için her şeyi yapacağım."
Bekledim ama cevap gelmedi. Sonra Buğra'yı aradım.
"Buğra, Zehra nerede?"
"Onu Ankara'ya getirdim."
"O iyi mi?"
"Hayır ama iyi olacak merak etme."
"Onu yalnız bırakma. Bana verdiğin sözü tut."
"Sana verdiğim sözü tutacağım.
Zehra'nın mutlu olması için her şeyi yapacağım."
"Sağol son kez yapacağın bu iyiliği unutmayacağım. Zehra'ya iyi bak."
Telefonu kapatıp başucumdaki masaya bıraktım.
Sonra odanın kapısı açıldı ve,
"Umut bey hala uyumadınız mı? Ağrılarınız mı arttı?"
"Kalbim çok ağrıyor hemşire. Bu ilaçlar fayda etmez."
"Umut bey, sizin stres ve üzüntüden uzak kalmanız lazım."
"Nasıl uzak kalayım? Sevdiğim kadını bir daha göremeyeceğim."
"Umut bey, bence onu çağırmalısınız."
"Hayır bunu yapamam. Babam burada mı?"
"Evet. Ali bey siz dinlenin diye çıkmıştı."
"Babamı çağırır mısınız?"
"Tabiki."
Serumu değiştirip odadan çıktı. Bir kaç dakika babamı bekledim.
"Oğlum, iyi misin? Bir yerin mi ağrıyor?"
"Kalbim çok acıyor baba. Çaresi yok onun."
"Üzme beni oğlum. Böyle konuşma."
"Üzülme baba senin oğlun bunları haketti.
Ama Zehra ve annem bunu hak etmedi.
Ne olur ikiside hastalığımı bilmesin."
"Zehra'nın bunu bilmeye hakkı var. Yanlış yapıyorsun Umut."
"Sakın baba. Ben ona acıdan başka bir şey vermedim.
Onun gözlerinin önünde ölürsem o da benimle ölür.
Ama bende nefret ederse ölümüm onu o kadar yıkmaz.
Onun gülen yüzü hiç solmasın baba."
Babam elimi tutup ağlamaya başladı.
İlk defa babamı ağlarken görüyordum.
"Ağlama baba. Bu hayırsız oğluna akıttığın yaşlar değmez."
"Deme öyle sen evlat ne demek biliyor musun?
Ne kadar beni üzsende sen canımdan bir parçasın.
Bir daha ölümden bahsetme. Senin iyileşmen için her şeyi yapacağım.
Bir kaç gün önce.
Zehra'ya gitme dedim ama gitmişti.
Babası arayınca korkmuştu ama geri geleceğini biliyordum.
İçim ürperince koltuğa uzandım.
Ne kadar ıslandıysam soğuk içime işlemişti.
Telefon çalınca almak için sehpaya uzandım. Aile doktorumuz arıyordu.
"Efendim Yavuz bey."
"Umut bey sonuçlarınız çıktı. Sizinle yüzyüze konuşmak istiyorum.
Hastaneye gelir misin?"
"Bugün mü gelmem lazım."
"Evet bugün kesin uğrayın. İyi günler."
"İyi günler."
Yerimden kalkıp yatak odasına gittim. Dolabı açıp kendime kıyafet seçtim.
Zehra'nın dolabından burnuma güzel kokular gelmişti.
Onun dolabı açtım. Şalını alıp kokusunu içime çektim.
"Az kaldı Zehra'm bundan sonra hiç ayrılmayacağız."
Şalı son kez koklayıp yerine astım. Hazırlanıp evden çıktım.
Yarım saat yolculuktan sonra hastanedeydim.
Doktor Yavuz'un odasını bulup kapıya vurdum.
"Gelebilir miyim?"
"Tabiki buyrun Umut bey."
Karşısındaki koltuğa oturdum. Aslında gerginlikten bacağımı sallıyordum.
"Sonuçlarım nasıl çıktı?"
"Aslında bunu söylemek benim için çok zor. Ama sonuçlarınız kötü çıktı."
"Nasıl yani? Ne kadar kötü?"
"Umut bey, ciğeriniz tamamen bitmiş durumda.
En kısa zamanda nakil olmanız lazım.
Aksi taktirde ömrünüz çok kısalacak."
"Yok hayır bir yanlışlık olmasın."
"Malesef. Sizden habersiz bir kaç kez test yaptık.
Ama sonuç değişmedi."
"Size anlattığım şikayetler bu yüzden mi oluyordu?"
"Evet Umut bey. Bir an önce hastaneye yatmanız lazım.
Tedaviye çok geç kaldık."
Şu an başım dönme dolaptaymış gibi dönüyordu.
Hani derler ya hayatım film şeridi gibi
gözlerimin önünden akıp geçti diye, benim de
Zehra ile olan anılarım gözümün önünden geçip gitti.
"Peki nakil olursam iyileşecek miyim? Lütfen bana açık konuşun."
"Vücudunuzun donere uyum sağlaması gerekiyor. Kesin bir şey söyleyemem.
Bugün yatışınızı yapalım."
"Hayır doktor bana bir gün izin ver. Halletmem gereken bir iş var."
Doktoru ikna edip hastaneden çıktım. Deli gibi yürümeye başladım.
Yer sanki ayağımın altından kayıp gidiyordu. O ara ezan okunmaya başladı.
Kendimi camiinin avlusuna attım.
Abdest almak için oturdum. Ezan bitmeden camiiye girdim. Ve namaza durdum.
Namaz bitince ellerimi açtım.
"Rabbim senden af diliyorum. Zamanında içtiğim o illet yüzünden dolayı beni affet.
Senden gelen her şeye razıyım. Kaderim de ne varsa onu yaşayacağım.
Zehramın yüzünü hiç soldurma. Amin."
Camiiden çıkıp arabayı almaya geri döndüm. Sonra eve geçtim.
Yolda giderken Buğra'yı aramıştım. Zil çalınca kapıyı açtım.
"Hayırdır Umut ne oldu?"
"Geç içeride konuşalım."
Ona doktor ile konuştuğumuzu anlattım. Dinlerken çok şaşırmıştı.
"Umut bir an önce tedavi olmalısın."
"Yarın hastaneye yatacağım ama ondan önce seninle bir işimiz var.
Zehra'yı alıp buraya getireceksin. Bende Seda'yı çağıracağım."
"Sen ne yapmaya çalışıyorsun?"
"Dinle. Zehra, Seda'yı görünce beni terk edecek.
Böylece hastalığımdan haberi olmayacak.
Sende onu hiç yalnız bırakmayacaksın. Onun gülen yüzü hiç solmayacak."
"Ben böyle bir şeyi yapamam Zehra'ya. Onun üzülmesine dayanamam."
"Asıl bunu yapmazsak üzülecek. O da her gün azar azar benimle ölecek.
Benden nefret ederse ölümüm onu daha az yaralar.
Her gün öleceğine bir kez ölür."
"Çok zor şey istiyorsun benden. Zehra'yı nasıl teselli edeceğim."
"Söz ver bana Buğra. Onun yüzü hep gülecek tamam mı?"
"Umut yapma bunu."
"Söz ver dedim."
"Tamam söz veriyorum."
Ertesi gün.
Camdan bakarken Zehra gilin geldiğini gördüm. Bir kaç dakika sonra kapıdaydı.
"Aç kapıyı. Açın..."
Kapıyı açtığımda burnundan soluyordu.
"Zehra."
"Evet, seni dinlemeye geldim."
"Şey, sonra konuşsak."
Diyince beni itip içeri girdi. Odalara tek tek bakıyordu.
"Nerde o kız?"
"Zehra dur!"
Odanın kapısını açmasına izin vermedim.
"Ne oldu? Niye izin ver miyoraun?"
Kapıyı zorla açıp içeri girdi. Ve Seda gülerek ona bakıyordu.
"Beni mi arıyordun Zehracığım."
"Sizden iğreniyorum."
Bana tokat atıp, Seda'nın da yüzüne tükürdü.
"Beni götür burdan Buğra."
Deyip kapıyı çarpıp çıktı. Arkasından gitmek isteyince Seda kolumdan tuttu.
"Gidersen bu oyuna inanmaz."
Gidemedim öylece yerimde kaldım. Elim yüzüme gitti sonra.
Acıdığından değil, o pamuk elleri yüzüme dokunduğu için tutuyordum.
Oysaki ona sarılıp son kez vedalaşmayı nasıl isterdim.
Son kez ellerine, gözlerine, kokusuna veda etmek için
her gün ölmeye bile razı olurdum
Bir kaç hafta sonra.
Zehra
"Zehra, bugün iki tane dış çekim var. Birini sen halledersin değil mi?"
"Ben gitmesem olur mu Şule?"
"Olmaz Zehra. İnan açık hava sana da iyi gelecek."
"Öyle olsun bakalım."
Bugün üzerimden atamadığım değişik bir yorgunluk vardı.
Çantamı ve fotoğraf makinasını alıp çıktım. Kapıda bekleyen arabaya bindim.
"Selamun aleykum."
"Aleykum selam."
Çekim için yeni evlenen çift gelmişti.
Kız beyaz gelinlik içinde heyecanlı görünüyordu.
Damat ise bir an olsun elini bırakmıyordu.
Kendi evliliğimi düşününce ben hiç böyle mutlu olamamıştım.
Umuttan nefret ediyordum. Sonrasında onu tanıdıkça sevmeye başlamıştım.
Yanıldığımı ise çok geç anladım.
"Zehra abla buradan başlayalım."
"Tamam olur."
Arabadan inip etrafı gezmeye başladık.
Uygun gördüğüm yerlerde çiftin fotoğrafını çekiyordum.
Son pozu çekerken midem bulanmaya başladı.
Dayanamayacak noktaya gelince devam edemedim.
"Kusura bakmayın biraz ara verelim."
"Zehra abla iyi misin?"
"İdare eder. Son pozu sen çek. Bir an önce gidelim."
"Tamam abla."
Bir banka oturup derin nefes almaya başladım.
Telefon çalınca elimi çantaya attım.
"Efendim babacığım."
"Kızım iyi misin?"
"İyiyim babacığım siz nasılsınız?"
"İyiyiz kızım. Ben sana bir şey söyleyecektim."
"Söyle baba."
"Kızım mahkeme üç gün sonra."
'Bu kadar yakın mı?'
"Kızım bir şey demedin?"
"Üç gün sonra görüşürüz baba."
Telefonu kapatıp yanıma koymuştum.
Daha duyduklarımı idrak edemeden,
"Abla hadi işimiz bitti."
Zorla yerimden kalkıp arabaya yürüdüm.
Arabaya binerken başım dönüp, gözlerimin önü kararmıştı.
Gözlerimi aralayınca başucumda Buğra vardı.
Kalkmaya çalıştım ama çok halsizdim.
"Sen nasıl öğrendin?"
"Kalkma Zehra. Ben bayıldığın zaman yakınlardaydım."
"Yine takip ediyordun değil mi?"
"Evet ama iyiki peşinden gelmişim. Bana ihtiyacın var."
"Sana ihtiyacım yok."
"İstediğini söyleyebilirsin. Ben hiç vazgeçmeyeceğim."
"Git. Halam gelirse hiç iyi olmaz."
"Tamam seni zor durumda bırakmamak için dışarı çıkıyorum.
Buralardayım haberin olsun."
Cevap alamayınca kapıya doğru yürüdü.
Daha çıkamadan odaya doktor girdi.
"Zehra hanım kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
"Daha iyiyim. Teşekkür ederim."
Araya Buğra girince,
"Zehra'nın önemli bir şeyi yok değil mi?" diye doktora sordu.
"Hayır beyefendi. Aksine sizi ve eşinizi tebrik ederim. Zehra hanım hamile." 4
"Ben eşi değilim. Hamile mi?"
"Evet hamile."
Duyduğum ile yaşlar gözümden bir bir damlamaya başlamıştı.
Sevinçten ağlıyordum. Hem de içim buruktu.
Muellif: Buket Emlik



Sayta dərc etdi: Kənan0001

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
1032 941 895 846 885 877

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.